Dostlar, malum muktedir korkuları yüzünden yavaş yavaş sansürün çemberini genişletiyor.
Twitter yasağında yakın zamanda DNS çözüm olmayacak. Elimizdeki tek yöntem: VPN!
Bir kaç program ve eklenti paylaşıyorum.
Hotspot Shield:
En çok kullanılan program. Sistemi direkt VPN yöntemi ile başka bir ağa bağlıyor. Program açık olduğu sürece tüm yasaklı sitelere giriş yapabilirsiniz.
Link: http://www.hotspotshield.com/tr
TunnelBear:
PC/Mac, iOS/Android seçenekleri mevcut, ücretsiz bir program.
Link: https://www.tunnelbear.com/download/
Program kurmak istemiyorsanız;
Taracılar için daha pratik eklentiler mevcut.
Chrome için ZenMate adlı eklenti. Çok küçük, arkada kendi halinde çalışıyor. Yavaşlama yaptığı zaman, farklı ülkelerden bağlanabilme özelliği var. Gönül rahatlığı ile kullanın.
Link: https://chrome.google.com/webstore/detail/zenmate-for-google-chrome/fdcgdnkidjaadafnichfpabhfomcebme
Chrome için alternatif eklenti: Stealthy
Link: https://chrome.google.com/webstore/detail/stealthy/ieaebnkibonmpbhdaanjkmedikadnoje
Firefox için anonymoX adlı bir eklenti var. Tavsiye ediliyor.
Link: https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/anonymox/
Firefox için alternatif program: Stealthy
Link: https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/stealthy/
22 Mart 2014 Cumartesi
26 Şubat 2014 Çarşamba
Ses kaydı montajsa bu panik neden?
Tayyip-Bilal ses kaydıyla ilgili dün neler yaşadık?
Ses kaydı düşünce, ilk olarak panik yaşadılar.
Sonra ses kayıtlarında Sümeyye Erdoğan'ın Bilal Erdoğan'ın yanına gittiği ile ilgili sözlerin yalan olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştılar ve sosyal medyada hızla bir fotoğraf paylaştılar. Bilal Erdoğan'ın "Sümeyye yanımda" dediği saatlerde Sümeyye'nin aslında Konya'da Şebi Arus töreninde olduğu iddia ediliyordu.
Kısa sürede bu fotoğrafın 2013 değil, 2012 Şebi Arus töreninde çekildiği ortaya çıktı. 2013 Şebi Arus törenine ise Sümeyye katılmamıştı. Buyrun;
Bir sonraki denemeyi uydurma ses kaydı ile yaptılar.
AKP'li bebelerle tiyatro bir ses kaydı hazırladılar. Sözde, Erdoğan'ın montajını yapanlar kendi aralarında konuşuyordu. Tiyatro olduğu her halinden belliydi. 3. sınıf oyunculuk örneği seslerinden belli oluyordu. Ses kaydını da belli ki masanın ortasına konulan bir telefon vasıtasıyla almışlardı. Tiyatral ses kaydını manşete taşıyan iktidar medyası birkaç saat içinde silmek zorunda kaldı.
Onu da paylaşayım:
Daha sonra bir başka haber çıktı. Bu haber 15.30'da düştü sitelere. Haberde AKP'nin, ses kaydını ABD'de uzmanlara incelettiği yazıyordu. Ama rapor yoktu, hangi firma hangi uzman incelemiş hiçbir detay yoktu. Dünyanın en gelişmiş stüdyolarında incelendi" yazıyordu. Algı yönetimi bu kadar basit ne de olsa... ABD'de saat farkından dolayı gün yeni başlıyordu üstelik, bunu atlamışlardı. Birkaç saat sonra bu haberler de yayından çekildi.
Hala bir kaç sitede duruyor; paylaşayım: http://www.internethaber.com/abd-inceledi-erdogan-ses-kaydi-sahte-mi-645101h.htm
Aynı sıralarda Bahçeli'nin grup toplantısından bir bölümü alıp servis ettiler. Bahçeli Şivan Perwer'in sözlerinden alıntılar yapıyordu aslında. Bunu Bahçeli'nin ağzındanmış gibi servis ettiler, montaj işinin ne kadar kolay olduğu algısı yaratmaya çalıştılar. Gereğinden fazlaca basitti, tutmadı. Kaldırdılar.
Daha sonra Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısından konuşmalarını montajlayıp "Bakın montaj bu kadar basit" algısı yaratmaya çalıştılar. Atladıkları bir şey vardı; evet video montajdı ama birleştirilen cümlelerin Kılıçdaroğlu'nun ağzından çıktığı gerçekti. Montajda da cümlelerdeki tonlama farklılıkları çıplak kulakla dahi belli oluyordu. Eğer tezleri buysa, malum ses kaydını tekrar dinleyip bir düşünsünler.
Şimdi son haber olarak TRT HD Kanal Koordinatörü Kürşad Özkök'ün yaptığı açıklama var. Özkök TRT'de inceleme yaptırıp kayıtların montaj olduğunu ifade etmiş. Bu kadar. Çok detaylı bir açıklama. İnanılmaz profesyonel çalışmışlar belli ki. (!)
Bu panik hali kafamızdaki "Acaba?"ları azaltıyor, hepsi bu...
Eğer konuşmalar gerçekse, Erdoğan "Bunlar montaj" diyerek kimi kandırmaya çalışmış oluyor? Biz muhaliflerini değil herhalde dimi? O çok sevdiğini söylediği kendi seçmenini aptal yerine koymuş oluyor.
Kendisini savunma hakkı olanlar, bu hakkı sonuna kadar kullansın. Ortada bir iftira varsa bilimsel olarak ortaya koysun. Biz biat kültüründen gelmiyoruz, insanlara iman etmiyoruz, "montaj bunlar" dendiğinde koşulsuz kabul etmiyoruz. Kayıt, bilimsel çalışmalar yapan uzmanlara, kuruluşlara gönderilir ve çok kısa sürede kayıtların hangi bölümlerine eklemeler yapılmış ortaya çıkarılır. Çok basit bu. Bunu yapmak yerine uyduruk montajlarla, sahte haberlerle olayı temize çıkarmaya çalışmak, sadece kayıtlara olan güveni artırıyor, hepsi bu.
Elinden çıkanlara her halukarda tereddütle yaklaştığımız Cemaat olgusu var ortada. Her söylediklerinden, her servis ettiklerinden kuşkulandığımız bir ekip bu. Eğer ortada montaj varsa, bunu bilimsel olarak ortaya koyup karşı tarafa olan güveni yıkmak çok büyük kazanç sağlayacaktır. Hem AKP'ye, hem ülkeye... Kendilerine inanıyorlarsa bunu yapsınlar. Yapmıyorlarsa, peşinden gidenler de bize gereksiz bahaneler sunmasın. Çünkü onların çoğunun "Çalıyor ama çalışıyor" algısına sahip olduklarını iyi biliyoruz.
Ses kaydı düşünce, ilk olarak panik yaşadılar.
Sonra ses kayıtlarında Sümeyye Erdoğan'ın Bilal Erdoğan'ın yanına gittiği ile ilgili sözlerin yalan olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştılar ve sosyal medyada hızla bir fotoğraf paylaştılar. Bilal Erdoğan'ın "Sümeyye yanımda" dediği saatlerde Sümeyye'nin aslında Konya'da Şebi Arus töreninde olduğu iddia ediliyordu.
Kısa sürede bu fotoğrafın 2013 değil, 2012 Şebi Arus töreninde çekildiği ortaya çıktı. 2013 Şebi Arus törenine ise Sümeyye katılmamıştı. Buyrun;
Bir sonraki denemeyi uydurma ses kaydı ile yaptılar.
AKP'li bebelerle tiyatro bir ses kaydı hazırladılar. Sözde, Erdoğan'ın montajını yapanlar kendi aralarında konuşuyordu. Tiyatro olduğu her halinden belliydi. 3. sınıf oyunculuk örneği seslerinden belli oluyordu. Ses kaydını da belli ki masanın ortasına konulan bir telefon vasıtasıyla almışlardı. Tiyatral ses kaydını manşete taşıyan iktidar medyası birkaç saat içinde silmek zorunda kaldı.
Onu da paylaşayım:
Daha sonra bir başka haber çıktı. Bu haber 15.30'da düştü sitelere. Haberde AKP'nin, ses kaydını ABD'de uzmanlara incelettiği yazıyordu. Ama rapor yoktu, hangi firma hangi uzman incelemiş hiçbir detay yoktu. Dünyanın en gelişmiş stüdyolarında incelendi" yazıyordu. Algı yönetimi bu kadar basit ne de olsa... ABD'de saat farkından dolayı gün yeni başlıyordu üstelik, bunu atlamışlardı. Birkaç saat sonra bu haberler de yayından çekildi.
Hala bir kaç sitede duruyor; paylaşayım: http://www.internethaber.com/abd-inceledi-erdogan-ses-kaydi-sahte-mi-645101h.htm
Aynı sıralarda Bahçeli'nin grup toplantısından bir bölümü alıp servis ettiler. Bahçeli Şivan Perwer'in sözlerinden alıntılar yapıyordu aslında. Bunu Bahçeli'nin ağzındanmış gibi servis ettiler, montaj işinin ne kadar kolay olduğu algısı yaratmaya çalıştılar. Gereğinden fazlaca basitti, tutmadı. Kaldırdılar.
Daha sonra Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısından konuşmalarını montajlayıp "Bakın montaj bu kadar basit" algısı yaratmaya çalıştılar. Atladıkları bir şey vardı; evet video montajdı ama birleştirilen cümlelerin Kılıçdaroğlu'nun ağzından çıktığı gerçekti. Montajda da cümlelerdeki tonlama farklılıkları çıplak kulakla dahi belli oluyordu. Eğer tezleri buysa, malum ses kaydını tekrar dinleyip bir düşünsünler.
Şimdi son haber olarak TRT HD Kanal Koordinatörü Kürşad Özkök'ün yaptığı açıklama var. Özkök TRT'de inceleme yaptırıp kayıtların montaj olduğunu ifade etmiş. Bu kadar. Çok detaylı bir açıklama. İnanılmaz profesyonel çalışmışlar belli ki. (!)
Bu panik hali kafamızdaki "Acaba?"ları azaltıyor, hepsi bu...
Eğer konuşmalar gerçekse, Erdoğan "Bunlar montaj" diyerek kimi kandırmaya çalışmış oluyor? Biz muhaliflerini değil herhalde dimi? O çok sevdiğini söylediği kendi seçmenini aptal yerine koymuş oluyor.
Kendisini savunma hakkı olanlar, bu hakkı sonuna kadar kullansın. Ortada bir iftira varsa bilimsel olarak ortaya koysun. Biz biat kültüründen gelmiyoruz, insanlara iman etmiyoruz, "montaj bunlar" dendiğinde koşulsuz kabul etmiyoruz. Kayıt, bilimsel çalışmalar yapan uzmanlara, kuruluşlara gönderilir ve çok kısa sürede kayıtların hangi bölümlerine eklemeler yapılmış ortaya çıkarılır. Çok basit bu. Bunu yapmak yerine uyduruk montajlarla, sahte haberlerle olayı temize çıkarmaya çalışmak, sadece kayıtlara olan güveni artırıyor, hepsi bu.
Elinden çıkanlara her halukarda tereddütle yaklaştığımız Cemaat olgusu var ortada. Her söylediklerinden, her servis ettiklerinden kuşkulandığımız bir ekip bu. Eğer ortada montaj varsa, bunu bilimsel olarak ortaya koyup karşı tarafa olan güveni yıkmak çok büyük kazanç sağlayacaktır. Hem AKP'ye, hem ülkeye... Kendilerine inanıyorlarsa bunu yapsınlar. Yapmıyorlarsa, peşinden gidenler de bize gereksiz bahaneler sunmasın. Çünkü onların çoğunun "Çalıyor ama çalışıyor" algısına sahip olduklarını iyi biliyoruz.
13 Şubat 2014 Perşembe
Kabataş yalanı ve muhafazakar insan tipolojisi
Gezi olaylarında güç kaybeden Erdoğan'ın en büyük manipülasyon malzemesi "Kabataş olayı" olmuştu malumunuz.
Kolay değildi. Bir ülkenin Başbakan'ı meydanlarda bağırıp çağırıyor, "Bir yakınıma başörtülü olduğu için Kabataş'ta saldırdılar" diyordu.
Adeta iç savaş provası!
Neyse ki o çok güvendiği radikal kitlesi Erdoğan'a uyup evlerinden çıkmamıştı.
Daha sonra gazeteci türevleri ortaya çıkıp, malum kadınla röportajlar yapıp, manipülasyona ortak olmuşlardı. Öyle ki, "Görüntüleri izledim" diyenler bile vardı...
Bir kaç örnek verelim, hafızalar tazelensin:
Elif Çakır:
Hilal Kaplan:
"Gezi süreci boyunca, pek çok başörtülü kadının taciz edilmiş
hatta saldırıya uğramış olması, gözlerin nedense başı açık kadın yazarlara
çevrilmesine sebep oldu.
Nihal Bengisu Karaca:
Alıntılar yaptığım 3 isim de başörtülü gazeteciler; kendilerine göre dindarlar da... "Müslüman kadınları" temsil ettiklerine inanıyorlar. Fakat nasıl oluyorsa liberal müslüman bunlar. Eşitlik, adalet, hak, emek, ekmek. Bunlara değinen bir satır yazıları yok. Merdiven altlarında sigortasız çalıştırılan on binlerce başörtülü kardeşleri ile ilgili bir cümle kurmadılar bugüne kadar. Anadolu'da tarlalarda, Karadeniz'de çay bahçelerinde alın teri ile üç kuruş para kazanmaya çalışan ama emeğinin karşılığını asla alamayan başörtülü kardeşleri/teyzeleri hiç umurlarında olmadı bunların.
Hem de başörtüleri sayesinde gazetecilik yapan isimler bunlar. Aylık maaşları da 20 bin civarında...
Müslümanlıkları "Başbakan'ımızı yedirmeyiz"de kaldı. Ama çiftçiyi, işçiyi, emekçiyi hep yedirdiler.
5 dakikadan fazla dinlemek de mümkün değil bunları. Çünkü bilgi de yok, zeka kırıntısı da... Ama ne var? Başörtüsü! Ne var? Din istismarı!
Bu akşam Kanal D haber ilgili görüntüleri yayınladı.
Yalanı tescillendi Sn. Başbakan'ın... Bir kez daha yalancı olduğu ispatlandı.
Manipülasyona "odun taşıyan" gazeteciler günah çıkarıyor şimdi; yerseniz buyrun:
Başbakan'ın yalanlarını da geçtim.
Savcıya gidip ifade veren, gazetelerle röportaj yapan o kadın ne tür bir yaratık?
Bir insan hangi ideoloji için, hangi çıkar için "Üzeri çıplak 80-100 kişi bana saldırdı... Tayyip'in orospusu dedi... 3-4 kişi üzerime işedi." yalanını söyler?
Orospu yapmaz bunu!
Sonra da internet yasağına baş kaldıranlara "pornocu" diyorlar. Asıl pornocu bu hikayeyi uydurup Türk halkına anlatanlardır.
Bu insan türü, 1950'de başlayan, Özal döneminde kademe atlayan, Erdoğan döneminde şaha kalkan siyasal İslam'ın yarattığı muhafazakarlık adı altına sığdırabileceğimiz, benim bazen "namaz-oruç müslümanı" dediğim tiplerdir.
Bu tipler çıkarları söz konusu olunca dini unutur, bazen de çıkarlarına alet eder. Konu namaz-oruç-hac olunca da bu ibadetleri yaşamayanlara saldırgan tavır sergilerler.
Müslümanlığın temeli insan olmaktır. 60 yıllık sağ siyasetin ürettiği insan tipi, Mevlana'dan Yunus Emre'den, Hacı Bektaş'tan kopmuştur. Yani insanlığını bir kenara bırakmıştır. Tıpkı dillerinden düşmeyen o Kur'an gibi, insanlıklarını da rafa kaldırmışlardır.
Fakat görüyorsunuz, çöküyor bu sistem. Can çekişiyorlar adeta.
Artık çok net söyleyelim; Siyasal İslam bu milletin ayaklarının altında ezilecek!
Kolay değildi. Bir ülkenin Başbakan'ı meydanlarda bağırıp çağırıyor, "Bir yakınıma başörtülü olduğu için Kabataş'ta saldırdılar" diyordu.
Adeta iç savaş provası!
Neyse ki o çok güvendiği radikal kitlesi Erdoğan'a uyup evlerinden çıkmamıştı.
Daha sonra gazeteci türevleri ortaya çıkıp, malum kadınla röportajlar yapıp, manipülasyona ortak olmuşlardı. Öyle ki, "Görüntüleri izledim" diyenler bile vardı...
Bir kaç örnek verelim, hafızalar tazelensin:
Elif Çakır:
Hilal Kaplan:
"Gezi süreci boyunca, pek çok başörtülü kadının taciz edilmiş
hatta saldırıya uğramış olması, gözlerin nedense başı açık kadın yazarlara
çevrilmesine sebep oldu.
Tamam, belki kadınlık üzerinden ortaklaşmamız daha mümkün.
Ve evet, başörtülü kadınları bir ay boyunca evlerine hapseden ruh halini sadece
demokrasi söylevleriyle gözardı edenler oldu. Ancak ben yine de bu durum
karşısında sadece başı açık kadın yazarların sigaya çekilmesini haksız
buluyorum. Üstelik içlerinde, elli yıldır süren başörtüsü yasağına karşı ilk
defa bu dönemde bildiri yazıp imzaya açanlar bile var. Neticede bunun takdir
edilmesi lazım.
Peki, 'bağzı' erkek yazarlar ne yaptı? Sadece Kabataş'ta,
bebeğiyle beraber saldırıya uğrayan Zehra Develioğlu'nun durumu üzerinden
baktığımızda bile karşılaştığımız manzara feci.
Mesela en vicdanlı, pek muhalif solcu bir bıyıklı, yazdığı
bir yazıda 'türbanlı kadının dövülüp üzerine işenmesi gibi hâlâ kanıtlanmamış,
dolayısıyla açıkça yalan ve iftira olan argümanların…' diyebildi..."
Hem de başörtüleri sayesinde gazetecilik yapan isimler bunlar. Aylık maaşları da 20 bin civarında...
Müslümanlıkları "Başbakan'ımızı yedirmeyiz"de kaldı. Ama çiftçiyi, işçiyi, emekçiyi hep yedirdiler.
5 dakikadan fazla dinlemek de mümkün değil bunları. Çünkü bilgi de yok, zeka kırıntısı da... Ama ne var? Başörtüsü! Ne var? Din istismarı!
Bu akşam Kanal D haber ilgili görüntüleri yayınladı.
Yalanı tescillendi Sn. Başbakan'ın... Bir kez daha yalancı olduğu ispatlandı.
Manipülasyona "odun taşıyan" gazeteciler günah çıkarıyor şimdi; yerseniz buyrun:
Başbakan'ın yalanlarını da geçtim.
Savcıya gidip ifade veren, gazetelerle röportaj yapan o kadın ne tür bir yaratık?
Bir insan hangi ideoloji için, hangi çıkar için "Üzeri çıplak 80-100 kişi bana saldırdı... Tayyip'in orospusu dedi... 3-4 kişi üzerime işedi." yalanını söyler?
Orospu yapmaz bunu!
Sonra da internet yasağına baş kaldıranlara "pornocu" diyorlar. Asıl pornocu bu hikayeyi uydurup Türk halkına anlatanlardır.
Bu insan türü, 1950'de başlayan, Özal döneminde kademe atlayan, Erdoğan döneminde şaha kalkan siyasal İslam'ın yarattığı muhafazakarlık adı altına sığdırabileceğimiz, benim bazen "namaz-oruç müslümanı" dediğim tiplerdir.
Bu tipler çıkarları söz konusu olunca dini unutur, bazen de çıkarlarına alet eder. Konu namaz-oruç-hac olunca da bu ibadetleri yaşamayanlara saldırgan tavır sergilerler.
Müslümanlığın temeli insan olmaktır. 60 yıllık sağ siyasetin ürettiği insan tipi, Mevlana'dan Yunus Emre'den, Hacı Bektaş'tan kopmuştur. Yani insanlığını bir kenara bırakmıştır. Tıpkı dillerinden düşmeyen o Kur'an gibi, insanlıklarını da rafa kaldırmışlardır.
Fakat görüyorsunuz, çöküyor bu sistem. Can çekişiyorlar adeta.
Artık çok net söyleyelim; Siyasal İslam bu milletin ayaklarının altında ezilecek!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



